Uc KeLebek…

Tam olarak neler yazacagimin bilincindeyken aldim elime kalemimi ve kagidimi. Uzun süre sonra anlatmak istediklerimi kafamda böylesine net oturttugumu da ilk cümleme basladigim an itibari ile hissetmistim zaten.
Kararli bir özgüven ile düsünen bir geçmisin izleri üstünde, küçük oynamalar ile kendimi ifade etmeye çalisacagim…

Ifade edebildiklerim kadar anlayacaksiniz. Fazlasi olmayacak, fazladan cümle olamayacak…

Cümleler pesi sira takip ederken bir sonrakini, kafamda önceki cümlenin izi kaliyor aslinda. O cümleyi vurgulayacak yeni bir cümle yazmanin heyecani ile baska bir sahne çikariyorum gözlerimin önüne.

Sizse…

Tüm o yazdigim cümleleri en son cümle ile kafanizdan tekrar geçirip, kisa bir zaman diliminde anlatmaya çalistiklarimin sahnelendigini görüyorsunuz.Tipki; küçükken defterlerimizin köselerine kalemlerimizle çizdigimiz çizgi kareleri son sayfadan tutup yavas yavas birakarak hareketlendirirmis gibi. Kendi çizgi filminizi yavas yavas, tek tek sayfalara çizip sonra bir kerede görüntüyü hafizaniza yerlestirmeniz gibi…

Ya da… Ölümün arifesinde tüm hayatinizi kisa anlariyla tekrar yasarmis gibi…

Iste bu yazdiklarimin bütün toplami benim o ölmeden önce görecegim kisa karelerin bir kismi… Ben size düsüncelerimi yaziyorum. Siz göreceklerimi anliyorsunuz. Ben size yasadiklarimi yaziyorum. Siz yasadiklarimi görebiliyorsunuz.

Sanirim, iki cümle ile kendini ifade edebilen hepimiz ayni seyi yapiyoruz.
Durmadan hayallerimizi, kabuslarimizi, korkularimizi, sevinçlerimizi yazip hayatimizda ki onlarca karenin birer kopyasini paylasiyoruz…

Evet… Mutlu oluyoruz…

Hala anlatmak istedigim konuya giremedim. Sanirim giris uzadi, uzuyor, elimde durmak bilmedigi için uzun uzun yaziyor. Öldükten sonra yazamayacak olmanin korkusunu oda hissediyor demek ki… Ya da mutlu olabilmek için yaziyor…

Düsünüyorum; ruhum yaziyor…

Yaklasik bir haftadir, düslerimin içinde kurdugum ütopyalarda yabancilastigimi anladim. Kendi kontrolümde olan her bir düsümün içinde yabanci yüzler görür oldum. Korktum… Ama zamanla, alistim… Sevdigim onlarca insanin bende biraktigi izlere bakarak resimler çizmeye çalistim bu arada. O insanlarin hatiralarini toplayabilecegim bir kompozisyon daha yazdim, paylasmadim… Korktum…

Hatiralari gölgesinde bile gözlerimden akabilme ihtimallerini dahi sevdigim için. O yüzden aglamadim iste… Ve paylasmadim.
Sonra sehir üstünde gün boyu gezdim. Çocukluguma dair ne kadar anim varsa, sokak sokak toparladim onlari. Sanki… Yarin gidecekmis gibi hazirladim geçmisimi bavulumun yirtik cebinde… Evet hatirlamak istemediklerim düssün diye…

Toplu tasima araçlarinin huzur veren yogunlugunda, kalabalik göz haneleri üstünde gözlerimi gezdirmeye basladim. Iste tam o anda onlarca göz içinde farkettigim ayrintinin cümle telafisinde, agladim… Mutluydum… Düslerimdeki yabanci gözlerin aksine huzur veren, mutlulugu anlatan ayni ifadenin dokunabilirliginin verdigi güvenle agladim… Düslerimin ne kadar sahte bir umut üstüne insa edildigini anladim.

Yeniden dogdum… Üstelik baska gözlerin akislerinde. Baska hayatlarin asude yakarislari arasinda… Kendimi buldum.

O an… Içimdeki tüm SIKINTILARI , acilarin, göz yaslarin adini “kelebek” koydum… Sanki ruhumdan bir çift kanat çikarmisçasina kanadi bedenim. Kalbim her zamankinden daha deli bir melodi mirildandi, kulagima… Duyabiliyordum söylemek istediklerini… Ilk defa… Uzun zaman sonra, ilk defa… Dinliyordum kendimi.

Tüm bu ayrintilar içinde… Kendi adima nefes alabilmenin heyecani da vardi içimde…

“Kelebek” farkettirtmisti beni, bana… Ve uçmak için yol alan yavru kusun aciz kanat çirpislari kadar üzülüyordum yarinlarima.

Tüm o kalabaligin içinden ayrildigim an. Ömrümde daha önce hiç yasamadigim bir heyecanlada yüz yüze gelmistim. Düsündügüm tüm güzellikleri bana tekrar hatirlatirmisçasina üzerime dogru uçan bir kelebek farkettim.

Iste o an… Yüzümde olusan bir tebessümün neleri ifade ettigini anlatacagimin yemini ile izlemeye baslamistim… Kondugu bir çiçegin güzelliginde farkettim ki… Çiçek, kendi güzelliginde kalmak istiyordu. Onu gölgesine alacak bir kelebek bile istemiyordu, kendi dogalligina… Çiçegi anladigim zaman, dilimden iki kelime çikti…

“Uç kelebek…”

Uç ki… Herkes ve her sey kendi güzelligiyle kalsin… Kendini sensiz ifade edebilsin… Kendini, kendi diliyle anlatabilsin.

Eve ulasana kadar… Daha onlarca cümle kurdum, kendi güzelligimde…
Kendi dogalligimda… Ilk defa cümlelerimi kanatmayacagim, aglatmayacagim dedim… Içimde ve dünyama dair tüm kötü anlarimi iki kelimede ifade edip uzaklastiracagim dedim…

Sonunda kendi huzurumun menfaatsiz gülüsünde… Gök yüzüne dogru kafami kaldirip, kollarimi her iki yanina açip… “Haydi” dedim…

“Uç kelebek…”

Kelebegin kisa ömrü kadar daha üzüldüm…
Ama huzurluydum…
Bu gün.
Içimde tüm olumsuz anlarimin yolcugunu yasadim.
Bir günde… Çok daha farkli baktim dünyaya…
Çok daha fazla sey ögrendim…
Daha çok kendimdim…

Kelebeklerinizin, ömürlerini çok daha fazla uzatmadan…
Içinizden uçmasi dileklerimle…

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.